Mekanınız/ürününüz bu sayfalarda samimi bir şekilde tanıtılsın ister misiniz? İletişime geçin. irazcablog [at] gmail.com
Yasam etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Yasam etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Bornova'da Bir Simitçi

Bazı sabahlar evden kahvaltı edemeden/yanıma kahvaltılık bir şeyler alamadan apart topar çıkıyorum evden. Böyle günlerde, Bornova Meydan'da duran ve simitlerine bayıldığım amcaya koşuyorum servise binmeden önce.

Ben işe ilk girdiğimden beri (yaklaşık 2 buçuk senedir) amca meydanda aynı yerinde durur. Bazı sabahlar ondan simit alırım, bazı sabahlar sadece selamlaşırız. "Simit Dünyası", "Simit Evi" gibi şeyler de var yolumun üstünde ama ben nedense amcanın simitlerinin tadına bayılıyorum.

Birkaç gün önce yine servise koştururken durdum amcanın önünde, kendime çıtır bir simit seçmeye çalışaraktan. Amca birden bana dönüp, "tekstil sektöründe mi çalışıyosun sen?", dedi. Anlık bir şaşkınlık sonrasında, "Yok amca, ben teknoloji sektöründe çalışıyorum", dedim.

"Benim kız tekstilci, moda tasarımı okudu, şimdi ona iş bakıyoruz da, o yüzden sordum, İzmir piyasası kötü ne yapacağımızı şaşırdık", dedi.

Acelem vardı, servise yetişmek için fazla konuşamadım ama yolda kafamda düşünüp durdum -- simit satan mazbut amcayı, moda tasarımcısı kızını, tasarım okumuş birisinin İzmir'de iş bulmada zorlanmasını...

Hayat bu aralar gerçekten zorlaştı galiba.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Acil Servis Tekiri

Bilgisayarda klasörleri düzenlerken karşıma çıktı bu fotoğraf. Unutmuşum, bir köşede kalmış.

Annem ağırlaştığında acil servisin kapısında bekliyorduk gece gündüz. En sevdiğiniz insan içeride, siz yanına neredeyse hiç giremiyorsunuz. İğrenç bir psikoloji. Tüm sandalyeler dar geliyor insana, ne yapacağını bilemiyorsun.

İşte o gecelerden biriydi, gece de hava çok soğuk oluyordu hani. Sevdikleri için bekleyen onlarca insan, acil servis girişinde bulunan üç-beş oturağı kapıp, ayaküstü uyuklamak için fırsat kolluyordu.

Dışarıda çok üşüyen bu kedicik de, sandalyelerden birini kapmış, hiç istifini bozmadan kimbilir hangi kedi rüyasını görüyordu. O gece, biraz olsun gülümsetmişti beni bu tekir.

Paylaşayım dedim.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Piskopat Seri Katil

"Yok artık!", "Böyle şeyler anca filmlerde olur", diyenlere kapak olsun.

Bir haber muhabiri, üç cinayet işleyip sonra da bu cinayetlerin haberini yapmış.

Tüyler ürperten bir haber! Buradan okuyabilirsiniz.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Taşınırken tüm eşyalarınız kaybolsa ne yapardınız?

Diyelim ki taşınacaksınız.

Tüm kıymetli eşyalarınızı, çok severek aldığınız koltuklarınızı, giysileriniz ve akla gelebilecek her şeyinizi güzelce paketleyerek evden eve nakliyat yapan taşınma şirketlerinin birine teslim ettiniz.

Olabilecek en kötü şey nedir?

Bence, bir örneği, kamyonun bir kaza geçirerek tüm eşyalarınızı kullanılamaz hale getirmesi. Bu hikaye size pek gerçek gelmedi mi?

O zaman buradan buyrun ve taşınmaları sırasında tüm eşyalarından olan bu çiftin hikayesini, ve nakliye şirketinin bu şikayete cevabını okuyun.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Petshoplar ve Zavallı İran Kedileri

Dün, fanus balığımız Osman'a yem almak için bir Bornova'da bir petshop'a girdik.

Erhan yemlerle ilgilenirken, ben karşılaştığım manzara karşısında neredeyse ağlayacaktım. Şu hayvanların haline, çaresizliğine bakın!

Sevilecekleri bir eve satılacaklar diye çektikleri çileye el insaf. Bu iki yavrucuk canından bezmiş artık. Kafeste tıkılı kalmaktan doğru düzgün hareket etmiyorlar. Gözlerinin feri sönmüş bakımsızlıktan.

Öyle zavallı, öyle küçücüklerdi ki, bakacak imkanım olsa parasını verip hemen alacaktım.

Bilmiyorum hangisi doğru? Kimse petshop'lardan hayvan almasa, bu hayvancıkları satmayacaklar bir süre sonra. Çöp kenarlarındaki yavruları alıp alıp bakardık hep, sokaktan.

Bu petshop'dan hayvan alma sendromu da nerden geldi allah aşkına? Kedi, köpeğe de "converse ayakkabı", "diesel kot", bilmemne marka saat muamelesi yapar oldu insanlar.

Hayvanlar marka değildir. Sevecekseniz bakın. Göstermek için değil.
Bugün bu hayvanlar, sizin gibiler yüzünden bu halde.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Yaz Guneşinden Korunma Yöntemleri


Yazın gelmesiyle beraber, ne kadar sevimli görünse de, güneş tehlikeli olmaya çoktan başladı. Güneşten alacağımız zararı minumuma indirmek amacıyla bir rehber hazırlanmış.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Çarşı ulan!

"Çarşı ulan!"

Aranızda bu sloganı duymamış var mı? Zannetmiyorum ki olsun.

Diyelim ki futbol gündemine fransızsınız, Çarşı gene çıkar karşınıza.

Beşiktaş civarında, duvara yazılmış "Çarşı Ulan" ibarelerini mutlaka görmüşsünüzdür.

Fazla söze gerek yok, Çarşı, benim bildiğim en iyi futbol markasıdır.

Taraftardır, felsefedir, yaşam tarzıdır, Türkiye'nin gördüğü en büyük sosyal örgütlerden biridir.

Şimdi ne olacak? Çarşı, "faaliyetlerini durdurma" kararı almış.

Gündeme karşı sundukları, kendi tarzlarındaki eylemleriyle hatırlayacağımız Çarşı'ya, bence çok yazık oldu.

Türkiye bir daha böyle bir taraftar örgütü kuramaz.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

İzmir Blog Yazarları Toplantısı - 2

Başak'ın da yazdığı gibi, toplandık. Birinci toplantıya katılamamanın sıkıntısıyla, ikinci buluşmaya erkenden giden ben, mekanda kimseyi bulamayınca, "yalan oldu heralde bu toplantı" diyip, "Alsancak'a kadar gelmişken şöyle deniz kenarında bir kahvaltı edeyim bari" diye düşünmek suretiylen, kendi kendime çayımı söylemiş, deniz kenarında keyif yapmaktaydım.

Taa ki, hesabı ödeyip mekandan çıkarken, kapıda duran hanım kızımızı ve boynundaki "TBY" ibaresini görene dek. Meğer yukardaymış atraksiyon.

Katıldım, geldim, gördüm, bezdim. Kötü de olsa, fotoğraflar çektim. Işığın oturma düzeninin arkasında kalması sebebiyle, blog yazarlarının hepsi pek bir "nurlu" ve "gizemli" çıkmış ama olsun.

Kimin, kim olduğunu yazmadım. Belki, benim gibi, gizemini korumak isteyen blog yazarları vardır, kimbilir :)

Oynatalım Uğur;




Not: Fotoğrafının kaldırılmasını isteyen blog yazarı olursa bana ulaşsın. İlgileniriz vesselam.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Çocukların resimleri neler anlatır?

Yeğenim Sude, Ankara'ya onu ziyaret etmeye gittiğimde, benim için resimler yapmış. Dönerken de resimlerini bana hediye etti.

Çocukların yaptığı resimlerin ne anlattığını hep merak etmişimdir.

Sude kimbilir bunları yaparken neler düşündü, neler anlatmak istedi..


Bence ikisi de mutlu resimler. Herhangi bir huzursuzluk, sıkıntı, karamsarlık görmedim resimlerde.

Hepsi sevinçli, huzurlu görünüyor.

Sizce çocukların yaptığı resimler mesajlar içerir mi?

Siz ne düşünüyorsunuz?

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bir Devir Daha Sona Erdi: Pala'yı kaybettik!

Hani bütün bir devri simgeleyen insanlar vardır ve onlar bir neslin son kalanlarıdır.

Beyoğlu amcaları, mesela. Zambo çikolatası satan, Rebul Eczanesi'nin yanındaki büfenin amcası öyleydi. Zarif, nüktedan bir Beyoğlu beyfendisi.

Ya da Beyoğlu'nun gözde mekanlarında değil de, kıyıda köşede kalmış dükkanlarında vardır bu amcalar. Esnaftır. Güleryüzlüdür. Parmaklarının ucundan zerafet, gözlerinden tarih akar.

Annem beni Beyoğlu'na ilk gidişlerimden birinde götürdüğünde, Zambo çikolatası alırken, "Irazcım, iyi bak bu adama. Bu adamlar, bizim devrin son beyfendileri. Sizden sonraki nesil bu Beyoğlu beyfendilerini bilemeyecek, ne yazık.", derdi. Doğru söylermiş.

Pala'yı çok severdim ben. Beyoğlu'nu, Beyoğlu yapan adamlardan biriydi işte Pala'da. Rengarenk rozetlerine bakarken, kaç kez göz göze gelmişliğim, sohbet etmişliğim vardı onunla. Heykel gibiydi, anıt gibiydi Pala.

Pala'sız Beyoğlu olur mu hiç?

Olacak. Çok üzücü. Bugün aldığım haberde, Pala'nın öldüğünü okudum. Geçen hafta Beyoğlu'nda gezerken, Pala'nın olmayışı dikkatimi çekmişti ama, herhalde ben gözden kaçırdım diye düşünmüştüm.

Umarım huzurlu bir yere gitmişsindir Pala. Annemi de görürsen selam söyle oldu mu...

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bebek Starbucks "Tikky"leri !!!

Istanbul notlarım devam ediyor. Edecek de.
Başlık için, "bu ne yahu" dediğinizi duyar gibiyim. Duyduklarıma ve gördüklerime en çok uyan kelime bu olduğundan "tikky" lafını seçtim.

Bebek Starbucks'ta oturuyoruz. Karşımızda enfes manzara. İçerisi sessiz. Hafif bir müzik var. Kahve ve yanında kakaolu kek keyfi. Her şey öyle sükut içerisinde yani.

Derken, karşıdan bir ses yükseliyor. Rahatsız eden, diken diken bir ses. Hani Berna Laçin veya Seray Sever tonlamasında.

Kafamı çevirip bakıyorum, bu bağıra bağıra konuşan sesin derdi nedir, bu kadar mühim konu nedir diye kulak da kabartıyorum biraz.

Felaket sesin derdi çok mühim:

"Ayyyhhh ben bööeeylağ iventlere katılmıyoğğrum mahsuncağn ayyy yani bilmiyoooormm beni geriiiyooğğr böyle iventler...!"

İçimden geçiriyorum. İvent ne lan? Ben ingilizce öğretmeniyim, kahve içerken ivent lafını kullanma gereği hiç hissetmedim şimdiye dek. Hay ben sizin özentiliğinize, dongoz fast food gençliği!!

"Mahsuuuğğğn, inanmazsığğnn, ay varyaağğ bizim Alkent'te, arkağğ bahçemizdeğğğ kirpi varrrrr! Kirpi arasırağ annemin bacağına değiyor ben çığlık atıyorummmğğ."

Hah. Öğrendik Alkent'te oturduğunu. Doğayla olan tek temasınız da arka bahçendeki kirpi. Bunu da bağıra bağıra anlat bize. Ne faydalı!

Bütün Starbucks, iventlere katılan hanfendinin alkentteki yaşamını dinliyor. Aman ne önemli. İncir çekirdeini doldurmayacak konular.

Bağıra bağıra konuşunca, dünyayı kurtarıyorlar sandım.

E be insanoğlu, azıcık saygılı ol etrafına, böyle iventlere girişme, bağırma çağırma.

Kıllanıyorum muntazaman.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Istanbul Notlari

Istanbuldayim ve durdurulamaz bir hızla her yeri gezmeye uğraşıyorum. Cumartesi sabah uçağıyla, felaket bir rötarla beraber Istanbul'a geldik.

Yeşilköy Havaalanı, Esenler Otogarı gibi olmuş yahu. Canhandıraş bağıran insanlar, kimseyi dinlemeyen kaba saba adamlar, eteklikli ve çember sakallı mollalar ve daha nicesi. Allahım, memleketimi ne hale getirmişler diye sövdüm çok.

Az biraz trafiğe takılmakla beraber, Istinye'ye, eve ulaşabildim. Güzel bir kahvaltı sonrasında, bugün uzaklara gitmek istemediğime, Istinye-Yenikoy civarinda siftinmek istediğime karar verdim.

Bu sebeple, nerdeyse burnumuzun dibinde olan Istinye Park'ı gezmeye karar verdik. Zaten gitmemiştim daha önce.

İyi ki de gitmemişim. Tamam hoş bir yer, güzel yapmışlar, eşşek gibi falan. Ne gerek var yahu? Hani bir yazarın ayrı ayrı tüm oyunları yayınlanır da sonra "A Collection of...." diye ayrı bir versiyonu basılır ya.

Hah işte Istinye Park da oyle. Bin tane alışveriş merkezinin "A Collection..."u gibi. Şöyle bir gezdik. Etrafta çılgıncasına alışveriş eden, paranın nasıl kazanıldığından bi haber ergenlere bir kez daha acıyarak baktım.


Kabul etmek gerek, dışarıda boğaz manzarası dururken, Istinye Park'a gitmeyi tercih etmem. Kisisel bir durum tabi bu.

Istinye Çarşı modelinde yaptıkları kısım, yani "Yapay Kasaba Çarşısı", hoş olmuş. Güzel ortam. Yapay bir çınarın dibinde Çınaraltı Kahvesi hesabı.

Manav, hatta Malatya Pazarı bile var yapay çarşımızda. Metropol insanları için özenle sterilleştirilmiş. Pek nacizane.


Bu arada, Beyoğlu Starbucks'lardan birine uğradım ilk kez.

Hangisidir bilmiyorum ama, meydandan aşağı inerken Fransız Kültür'ün sırasında kalan Starbucks'a bayıldım.

Pek nostaljik, pek Beyoğlu'na yakışır olmuş.

Bir şeyler içip, mola verdim azıcık.

Uyanık adamlar diye düşündüm bilmem kaçıncı kez. Aramızdaki fark bu dedim. Adam dokuya saygılı. Bir de yanında bulunan Borsa'ya uzattım gözümü, orası parlak sandalyeler ve kalebodurlarla dolu. Derin bi nefes.


Galatasaray Lisesi'nin karşı taraflarına geldiğimde, bu köpekciği gördüm. Ayakkabıcının önüne atmış canını, yazık!

Her geldiğimde değişiyor Beyoğlu ve Istanbul. Ve her geldiğimde keskinleşiyor insanlar arasındaki uçurum.

Dönerken de Beyoğlu çikolatası aldım birkaç paket. İzmire götürmek üzere.

Nevizade'de bira içtik. Efes Beerfest vardı. Rozetler felan verdiler bize. Hoş kareler vardı.

Birkaç günün notları şimdilik bu kadar. Cuma'ya kadar şehr-i Istanbul'da olacağım.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bankalar, tüketim ve "anneler günü"

Annemi 29 Mart'ta kaybettim.

Zaman geçmesine geçiyor, kendimi de havadan sudan konularla oyalıyorum ancak gerçek şu ki, unutulmuyor, hafiflemiyor ve dinginleşmiyor insanın içindeki acı yumağı.

Cuma günü, annemin toprağa verilişinin 40. günü olacak. Pazar günü de anneler günü.

Annemi Istanbul'una defnettiğimiz için, Cumartesi sabah uçağıyla Istanbul'a geliyorum.. Maksat, anneler gününde, annemle olabilmek.

Süreç benim için yeterince zorken, plastik paralar etrafımı sarıyor. Card Finans, Bonus kart ve abonesi olduğum benzer servislerin "flaş flaş flaş, anneler gününde X al, Y öde" temalı promosyon duyuruları, sinirlerimi hoplatıyor. Defalarca "e-posta istemiyorum" dememe rağmen bu duyurulardan kurtulamıyorum.

Kafamı kaldırdığım en ufak dükkanda bile, "anneler gününe özel Z taksit" yazıları var. Tüketim, tüketim, tüketim.

Annenizi ne kadar çok seviyorsanız, o kadar taksit dayatması.

Ben anneme, anneler günlerinde, kendim kart yapardım. Kartı da kendim yapardım yani. Eski kartonlar, dergilerde gördüğüm resimler ve kolumun altındaki hayal gücümle. Kendimce üç-beş cümle yazar, yaptığım bir yemek eşliğinde verirdim.

Çok mutlu olurdu annem. "Iraz", "sakın bırakma kızım bu huyunu", derdi.

Büyüyüp eşşek kadar olmama rağmen, her sene kart yaptım ben anneme. Aynı ilkel teknolojiyle yaptım hemde -- makasla ve yapıştırıcıyla! Photoshop kullanıp dijitalleşmeden, çağa ayak uydurmadan.

Anne dediğin şey öyle kutsal bir varlık ki, ona Tekin Acar'dan parfüm ya da bilmemnerden gerdanlık hediye etmen gerekmiyor. Annem en hasta halindeyken bile, "annecim nasılsın?" dediğimde, "çok iyiyim kızım ben, sakın sen üzülme" derdi. Böyle bir şey sanırım anne olmak.

Senin var olman, onun en büyük armağanı zaten. Sevgini belirtsen biraz, daha da memnun edersin. Tamam işte.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Umut Çocukları Vakfı için Beta'dan Ayakkabı Yardım Kampanyası

Burada okuduğum duyuruya göre, şöyle bir şey varmış;


01-30 nisan tarihleri arasında kullanmadığınız eski ayakkabılarınızı Beta mağazalarına götürürseniz, onlar da tamirini yapıp Umut Çocukları Vakfı'na bağışlamak suretiyle sokak çocuklarına dağıtıyorlarmış.

Fazlalıklardan kurtulup da yardım etmek isteyenlere bildirilir..

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Seksenlerde çocuk olmak..

İzleyin!




Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Deniz Beşer'den Yeni Bir Sergi

Santralistanbul'da Gepgenç Festivali kapsamında Deniz Beşer'in resimleri sergilenecekmiş.

Değişik bir bakış açısı görmek isteyenler, 11-16 Nisan tarihlerinde sergiyi ziyaret edebilir.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Jennifer Lopez'in ikizleri en az 7,5 milyon YTL ediyor..



İddiaya göre, Jennifer Lopez'in ikiz bebekleri Max ve Emme'nin ilk fotoğrafları için PEOPLE dergisi 3 milyon sterlin ödemiş..

Bebeklere 12 sayfalık özel bir dosya ayıran People dergisi gururla sunar. Haberin yerli adaptasyonu içinse buradan buyrun..

Kimisi doğuştan şanslı oluyor, ne diyelim! :)

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

LCW'de indirim var, demedi demeyin!!

Dün Erhan kahve içmek için Forum Bornova'ya gitmek isteyince, kendimizi birden bire alışveriş ederken bulduk. Gloria Jeans'de fındıklı lattelerimizi içip eve gitmeye meyil etmiştik ki, LCW de acaip bir indirimin olduğunu görüp içeriye daldık.

Eski sezon kıyafetlerin çok ucuz olmasının yanı sıra, yeni sezon ürünlerinin de fiyatları çok uygundu LCW'de. Müşteri hizmetlerinin kalitesi sebebiyle sempati duyduğum LCW, fiyatlarıyla da gönlümü fethetti. Gloria Jeans'de iki kahve bir tatlıya 25 YTL verdikten sonra, LCW de 15 YTL'ye satılan güzel bluzları görünce morali bozuluyor insanın.

Benden tavsiye, yeni sezonda ucuz ve güzel kıyafetler almak istiyorsanız, LCW'ye bir uğrayın..

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Our computers are down -- so we have to do everything manually!!


Fazla söze gerek yok. İş yaşamı işte. Günümü aydınlattı bu karikatür! :)

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Ören Bayan: O da teyzem sayılır bi yerde..



Ören Bayan, çocukluğumda yer etmiş bir teyzedir. Annanemin ördüğü müthiş danteller, masa örtüleri, kırlent ve benzeri hadiselerin yaratıcısı olan teyzeydi Ören Bayan. Annanemle beraber geçirdiğim haftasonlarında, onun yanına oturup, ördüğü modelleri seyrederken, hep Ören Bayan teyzesiyle göz göze gelirdim.

Bana göre Ören Bayan Teyze, dantel tanrısıydı. Onun sihirli değneği değmeden annanemin dantel örmesi mümkün değildi. Dantel dünyası için oluşturduğum mitolojide, Ören Bayan teyzesi bir nevi ilham tanrıçasıydı. Oyuncaklar dünyasının Kulina'sı gibi, Ören Bayan teyzede, dünyamızda dantellerin var olmasını sağlardı, zannımca.

Tüm bu kurmacalar, yıllar öncesinden, birden bire hatırladığım birkaç kesit. Her şey, Deniz Hemşire'nin arkadaşının tasarım atölyesine gitmemle başladı. Neyire Hanım'ın el işlerini fotoğraflarken gördüğüm bu Ören Bayan teyzesi, beni birden bire çocukluğuma götürdü. Onu fotoğraflayıp, burada ölümsüzleştirmek istedim. Yüzüne baksanıza dantel tanrıçasının, nasıl da masum!

Merak ettim birden de, hala Ören Bayan teyzesi ilham veriyor mu acaba birilerine? Zira annanem yaşlandığı için dantel örmeyi çoktan bıraktı!

Read More...
AddThis Social Bookmark Button