Mekanınız/ürününüz bu sayfalarda samimi bir şekilde tanıtılsın ister misiniz? İletişime geçin. irazcablog [at] gmail.com
Gezi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Gezi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Tatil Zamanı - Ver elini Olympos - Antalya

Sonunda tatile çıkıyoruz.

Benim gibi bordrolu çalışanlar, on günlük bir tatilin, senede bir kez yapılsa bile, ne kadar önemli ve kutsal bir şey olduğunu anlayacaktır. Yazları 2 ay tatil yapan öğrenci milleti anlayamaz beni, çocuğum siz okumayın bu gönderiyi! :)

Geçen seneki tatilimizde Dalyan'a gitmiştik. Bu sene, her ne kadar aklım Akyaka ve Datça'da kaldıysa da, zaman kısıtından ve bohemliğe olan açlığımızdan dolayı Olimpos ve Antalya'yı seçtik.

Antalya'yı herkes biliyor da, Olimpos'u bilmeyenler için kısa bir açıklama getireyim. Olimpos, Antalya yakınlarında şirin mi şirin bir tatil yeri/"tatil" köyü. Dağ tepe aşılarak gelinebilen bu yer, medeniyetten alabildiğine uzak ve ağaç evleri/bungalowlarıyla meşhur.

Cep telefonu sesi duymadan, genç bir atmosferde, çayır çimen yaşayıp, içip, oksijen sarhoşu olmak için ideal bir yer. En azından geçmişte öyleydi. Şimdi, genç tikilerimiz ve piyasa oğlanlarımız tarafından "bohemlik" adı altında marka yarışı yapılsa da, halen, etrafa göre, bakir kalmış bir yer Olympos.

Olimpos'a en son 2006'da gitmiştik, sadece haftasonu için ve Türkmen'de kalmıştık. Bu seneyse, Olimpos'ta tam dört gün geçireceğiz. Bu sene, Şerif'i tercih ettik. Tecrübelerimizi dönünce yazacağım. Gerçi, evvelsi gün Erhan'ı arayıp, Erhan cevaplamayınca bizim rezervasyonumuzu iptal etmişler (!! nasıl yani!) ama sonradan Erhan'ın sinirinin havaya zıplamasıyla sorun çözüldü.

Olympos insanları işte, toplantıya girip telefon açamamak gibi bir ihtimal akıllarına gelmiyor!

Olympos sonrasındaysa, bohemliğin tam aksine, lüks bir dokunuşla tatilimizi "balayı" kisvesi altında sonlandırmak için Antalya merkeze geçeceğiz. Konyaaltı'nda güzel bir otel, herşey dahil, havuzdur jakuzidir falan. Eh, bohemlikte bir yere kadar değil mi?

Böylece, lise yıllarımda çok kısa da olsa yaşadığım kente, Antalya'ya kavuşma fırsatı bulacağım. Birkaç dost görmeyi ve o tropik sıcağı yaşamayı özledim diyebilirim.

10 gün sonra görüşmek üzere!!
Buraları boşta bırakmayın :)

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bornova Zencefil Cafe

Kısa bir süre önce Bornova Küçükpark'ta çok hoş bir mekan açıldı. İsmi, Zencefil.

İsmi gibi hoş olan bu cafeyi sanırım süper kafa ve "genç" insanlar işletiyor.

Hani çoğumuzun "bir gün kendi işimi kurucam" diye düşündüğü hayallerinin arasında "cafe açmak" yer alır ya, hah işte, birileri fikrinizi gerçekleştirmiş gibi hissediyorsunuz mekanın sıcaklığını görünce.

Arkadaşım tiramisusunu tavsiye ettiği için gittiğim Zencefil'de tiramisu kalmamıştı gittiğimde. "Çok yoğun, yetiştiremiyoruz." cevabını aldığımda, sanki benim mekanımmış gibi sevindim. Yerine, nefis bir tost ve bir çay içtim ben de.

Resimde gördüğünüz şekerliğe de bayıldım. Her şey öyle özenli ve naif ki Zencefil'de, "işte burası benim mekanım" diye benimseyebiliyorsunuz. İzmir'de çok az bulunan gerçek "cafe"lerden birisi Zencefil, öyle fast-food mekanı değil.

Tavsiye ediyorum.

Lakayıt bi adres tarifi: Şok Market'in karşısı, Küçükpark.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Tayfa Balık Lokantası - İzmir

İzmir'de balık yiyecek, salaş ve sade, aynı zamanda da meyhanemsi bir yer mi arıyorsunuz? Kordondaki, artist tiplerin doluştuğu klasik mekanlardan bıktınız mı? Doğru Tayfa Balık Lokantası'na gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.


Tayfa Balık, Kıbrıs Şehitleri caddesinde, Unlu Mamuller'in (Tansaş'ın yanındaki) hemen karşı sokağında. Kime sorsanız bilir zaten.
Biz önceden balık yemeye hep kordona gidip, kazıklanıp, bir de üstüne onlarca insanla dip dibe alel acele yiyorduk.

Anacım, Tayfa iki katlı, terası ve bahçesi olan salaş bir meyhane. Şahane balıkları var. Üstelik, çipura 9 ytl, bira 5 ytl. Fast food fiyatına ızgara balık yiyebilir, mekanda Zeki Müren dinleyip rakınızı içebilirsiniz.

Şiddetle tavsiye ediyorum. Böyle yerler yaşatılmalı.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Yaz Guneşinden Korunma Yöntemleri


Yazın gelmesiyle beraber, ne kadar sevimli görünse de, güneş tehlikeli olmaya çoktan başladı. Güneşten alacağımız zararı minumuma indirmek amacıyla bir rehber hazırlanmış.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

İzmir Blog Yazarları Toplantısı - 2

Başak'ın da yazdığı gibi, toplandık. Birinci toplantıya katılamamanın sıkıntısıyla, ikinci buluşmaya erkenden giden ben, mekanda kimseyi bulamayınca, "yalan oldu heralde bu toplantı" diyip, "Alsancak'a kadar gelmişken şöyle deniz kenarında bir kahvaltı edeyim bari" diye düşünmek suretiylen, kendi kendime çayımı söylemiş, deniz kenarında keyif yapmaktaydım.

Taa ki, hesabı ödeyip mekandan çıkarken, kapıda duran hanım kızımızı ve boynundaki "TBY" ibaresini görene dek. Meğer yukardaymış atraksiyon.

Katıldım, geldim, gördüm, bezdim. Kötü de olsa, fotoğraflar çektim. Işığın oturma düzeninin arkasında kalması sebebiyle, blog yazarlarının hepsi pek bir "nurlu" ve "gizemli" çıkmış ama olsun.

Kimin, kim olduğunu yazmadım. Belki, benim gibi, gizemini korumak isteyen blog yazarları vardır, kimbilir :)

Oynatalım Uğur;




Not: Fotoğrafının kaldırılmasını isteyen blog yazarı olursa bana ulaşsın. İlgileniriz vesselam.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Izmir Kemeraltı Carşısı ve Tarkan Zilleri

Dün, annemin can arkadaşı, benim de kendisine çatmaya bayıldığım Zeliş geldi.

Seyahatler beni bozdu. Istanbul'dan döndüğümden beri hastalıktan kafamı kaldıramıyorum.

Zeliş'le bir güzel kahvaltı ettikten sonra, ne yaptı ne etti, beni Kemeraltı çarşısına gitmeye ikna etti.
İzmir Kemeraltı çarşısının ne olduğunu bilmeyenler için, Wikipedia'dan alıntı yapıyorum:

"İzmir il merkezinde Anafartalar Caddesi ve Mezarlıkbaşı semtinden başlayarak deniz kıyısını da kapsamına alan ve Konak Meydanı’na kadar ulaşan Kemeraltı Çarşısı 1650–1670 yılları arasında kurulmuştur.
Deniz kıyısı kısmen doldurulmuş ve bu nedenle de yeni yerleşim alanları ile ticarethaneler açılmıştır. Ticarethanelerin başında 1744 yılında yapılan
Kızlarağası Hanı gelmiş, daha sonra bunu diğer hanlar izlemiştir.

İlk yapıldığı yıllarda Kemeraltı Çarşısı üzeri tonoz ve kiremit örtülü, sokakları kapsayan bir kapalı çarşı görünümünde idi. Çarşı XX. yüzyılın sonlarına kadar bu özelliğini korumuştur. Bugün üzeri açık olan ara sokakların bir bölümünün de üzeri beşik tonozla örtülü idi.
XIX. yüzyılda İzmir’in ticaret hayatının can noktası olan bu çarşı eski hanlar ve bedestenleri kapsamakta idi. Buradaki dükkânlar daha çok yerli halka ve dar gelirli ailelerin gereksinimini sağlıyordu. Çarşı demirciler, kömürcüler, çiviciler, baharatçılar ve saman pazarı gibi ticarethaneleri kapsamakta idi. Çarşıda her ticarethane gruplar halinde ayrı bölümleri oluşturmuştu.


Günümüzde Kemeraltı Çarşısı bu özelliğinden oldukça uzaklaşmış ve İzmir’in önemli bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Tonoz ve kubbeli bazı dükkânlar özelliğini korumuş olmalarına rağmen çoğunlukla modern iş merkezleri, mağazalar, kafeteryalar ve sinemalar burada toplanmıştır. Bunların yanı sıra Türk el sanatları örneklerini yansıtan seramiklere, çini panolara, ağaç eserlere, madeni eserlere, düz dokuma yaygıları ile halı ve kilimlerin satışının yapıldığı dükkânlar da burada bulunmaktadır."

Bu bilgilenmemiz sonrasında, geçelim Kemeraltı'nda gördüğüm en acaip satış yöntemlerinden birine... Bir bakır tezgahında durmuştuk. Zeliş, evine süs bakır eşyalardan almak istiyordu. Oyalanmak için tezgahı incelediğimde, resimdeki zillerle karşılaştım.

Ve aklıma gelenler:
-Ziller çok güzel, iyi hoş.
-Neden Tarkan resmi var?
-Bu Ziller Tarkan üretimi mi? Tarkan'ın markası mı var?
-Hadi bir üstteki sorunun cevabı doğru diyelim, neden resimde Tarkan'ın 10 yıl önceki fotoğrafı var?

Komik. Alem milletiz vesselam.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Istanbul Notlari

Istanbuldayim ve durdurulamaz bir hızla her yeri gezmeye uğraşıyorum. Cumartesi sabah uçağıyla, felaket bir rötarla beraber Istanbul'a geldik.

Yeşilköy Havaalanı, Esenler Otogarı gibi olmuş yahu. Canhandıraş bağıran insanlar, kimseyi dinlemeyen kaba saba adamlar, eteklikli ve çember sakallı mollalar ve daha nicesi. Allahım, memleketimi ne hale getirmişler diye sövdüm çok.

Az biraz trafiğe takılmakla beraber, Istinye'ye, eve ulaşabildim. Güzel bir kahvaltı sonrasında, bugün uzaklara gitmek istemediğime, Istinye-Yenikoy civarinda siftinmek istediğime karar verdim.

Bu sebeple, nerdeyse burnumuzun dibinde olan Istinye Park'ı gezmeye karar verdik. Zaten gitmemiştim daha önce.

İyi ki de gitmemişim. Tamam hoş bir yer, güzel yapmışlar, eşşek gibi falan. Ne gerek var yahu? Hani bir yazarın ayrı ayrı tüm oyunları yayınlanır da sonra "A Collection of...." diye ayrı bir versiyonu basılır ya.

Hah işte Istinye Park da oyle. Bin tane alışveriş merkezinin "A Collection..."u gibi. Şöyle bir gezdik. Etrafta çılgıncasına alışveriş eden, paranın nasıl kazanıldığından bi haber ergenlere bir kez daha acıyarak baktım.


Kabul etmek gerek, dışarıda boğaz manzarası dururken, Istinye Park'a gitmeyi tercih etmem. Kisisel bir durum tabi bu.

Istinye Çarşı modelinde yaptıkları kısım, yani "Yapay Kasaba Çarşısı", hoş olmuş. Güzel ortam. Yapay bir çınarın dibinde Çınaraltı Kahvesi hesabı.

Manav, hatta Malatya Pazarı bile var yapay çarşımızda. Metropol insanları için özenle sterilleştirilmiş. Pek nacizane.


Bu arada, Beyoğlu Starbucks'lardan birine uğradım ilk kez.

Hangisidir bilmiyorum ama, meydandan aşağı inerken Fransız Kültür'ün sırasında kalan Starbucks'a bayıldım.

Pek nostaljik, pek Beyoğlu'na yakışır olmuş.

Bir şeyler içip, mola verdim azıcık.

Uyanık adamlar diye düşündüm bilmem kaçıncı kez. Aramızdaki fark bu dedim. Adam dokuya saygılı. Bir de yanında bulunan Borsa'ya uzattım gözümü, orası parlak sandalyeler ve kalebodurlarla dolu. Derin bi nefes.


Galatasaray Lisesi'nin karşı taraflarına geldiğimde, bu köpekciği gördüm. Ayakkabıcının önüne atmış canını, yazık!

Her geldiğimde değişiyor Beyoğlu ve Istanbul. Ve her geldiğimde keskinleşiyor insanlar arasındaki uçurum.

Dönerken de Beyoğlu çikolatası aldım birkaç paket. İzmire götürmek üzere.

Nevizade'de bira içtik. Efes Beerfest vardı. Rozetler felan verdiler bize. Hoş kareler vardı.

Birkaç günün notları şimdilik bu kadar. Cuma'ya kadar şehr-i Istanbul'da olacağım.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Istanbul'a geliyoruuummmm !!

Evet, sonunda geliyorum.

Cumartesi sabah ilk işim, Beşiktaş İskele'deki çay içmek, Yeniköy'e gider gitmez Emek Kahve'yi ziyaret etmek, akşama da evde yayılmak olacak.

Pazar günü annemi ziyaret sonrasında yine Yeniköy'de kahvaltı edip, akşama da Sezen'le Beyoğlu yapmayı planlıyorum.

Bu süre zarfında bir ara mutlaka favori mekanım Melekler Kahvesi'ne ve tabii ki Nevizade'ye de uğramak niyetindeyim.
E Saray'da birşeyler yiyip, Beyoğlu çikolatası almadan da olmaz tabi.

Pazartesi günü Maçka, Salı Harbiye, Çarşamba Kadıköy'de olacağım gibi.

Avcılar'a gidip dayımı görmem, Çengelköy'e de gitmem lazım.

Nasıl yetişeceğim bilmiyorum ama içimi bi heycan kapladı.

Belki karşılaşırız, kimbilir!

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bornova'da Pazar Gezisi

Geçtiğimiz haftasonundan itibaren, yaşamımızı düzene koymaya ve daha sağlıklı yaşamayı denemeye karar verdik.

Son zamanlarda yaşadığımız derin acı sebebiyle, iplerimizin koptuğunu ve kendimize hiç dikkat etmediğimizi fark ettik.

Annemin en çok istediği şey, sağlıklı yaşamamız ve kendimize iyi bakmamızdı. Bu sebeple, her hafta bizi "pazara" gönderir ve meyve-sebze alışverişimizi pazardan yaptırırdı.

Çok uzun süredir pazara gitmiyordum. Meyve-sebze ihtiyacımızı karşılayan onlarca hipermarket var, birinden biri işimi görüyordu.

Geçtiğimiz Pazar günü, Erhan'la sabah erkenden kalkıp, annemden bize "yadigar" olan "pazar arabasını" alıp (evet böyle bir şey var!), Bornova pazarına çıktık!

O kadar zevkliydi ki! Pazar, züccaciye tezgahlarıyla başlıyor. "Herşeyciler", elektrik süpürgesi borusu satanlar, plastik ıvırzıvırlar, pazar kıyafetleri, pazar oyuncakları, pazar gofretleri ve daha aklınıza bile gelmeyecek yüzlerce ıvır-zıvır. Biz snopların deyimiyle "junk stuff".

Hadi be ordan. Halka karışmak ne de güzelmiş. "Bi milyoncu" tezgahından "baca kapağı", "ayakkabı parlatıcısı", "musluk contası"gibi ihtiyaçlarımızı hallettik.

Sonra ver elini çorap tezgahı. 3 tanesi 1 YTL olan çoraplardan Erhan bir set aldı. Benim de gözüm bu bağcıklı çoraplara takıldı (üst resimde). Bu, pazar tasarımı olsa gerek. Çünkü hiçbir yerde buna benzer bir çorap görmedim. Çoook güzellerdi. Tanesi, 1 YTL.

Cimrilik ettim, almadım! Hehe. Ama çok yaratıcı bulduğumu itiraf etmeliyim.

Pazar maceramız, pazar arabamızı tıngır mıngır çekerek gezdiğimiz tezgahlardan aldığımız tazecik meyve-sebzelerde son buldu.

Isırgan otu, taze domates, Emiralem kokulu çilek, kiraz, elma, bezelye, roka, semizotu gibi tazecik şeyleri, pazarın bir bölümünde bulunan "köylü" kısmından aldık. Burayı bize annem öğretmişti. Bu bölümde olan her şeyin görüntüsü çok çirkin, çünkü hepsi hormonsuz ve doğal, ilaca maruz kalmadan ve yapay olarak büyütülmeden satışa çıkıyorlar.

Eve gelip ısırgan otumuzu pişirip, afiyetle yedikten sonra, üzerine de aldığımız mis kokulu Emiralem çileklerden yedik.

Hadi ordan Tansaş, Kipa, Migros. Reyonlarınızdaki bütün sebzeler ve meyveler şık. Hepsi yapay. Sebze-meyveyi de "tikileştirdiniz" yahu.

Bundan sonra üşenmezsek, her hafta pazardayız!

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Yeniköy Emek Kafe: Çocukluğumdan anılar


Yeniköy Emek Kafe, sizin bildiğiniz gibi değildi eskiden. Tahtadan, rahatsız iskemleleri olan, çok kalabalık olmayan, salaş bir kahveydi.

Ben, annemin elini tutarak götürülürdüm Emek'e. Annemle Müj çaylarını söylerdi, ben yanlarında sessizce oturup, simit attığımda biriken balık yığınını seyrederdim. O zamanlar yiyecek yoktu Emek Kafe'de. Börekçi amca dururdu kapıda, içeri her giren, onun kabaklı böreğinden veya portakallı kurabiyesinden alıp, çayını içeride söylerdi.

Amca, böreğini alanların çayını hemen söyleyiverirdi içeriye. Öyle garsona işaret etmek falan yoktu. Zaten garson da yoktu.

Amcanın kabaklı böreğini anlamazdım o zamanlar, çocuktum ben. Ama o portakallı kurabiyelerin tadını hiç unutmadım. "Portakallıları ben yapıyorum, kabaklı böreği de eşim yapıyor" derdi amca, annemle sohbet ederken.

Annemler çaylarını içerken ben etrafa bakardım. Uslu çocuktum. Benim daha sadece ayran içtiğim yıllardı zira.

En kenardaki masalar boşalsın diye kollardık. Eğer biri kalkarsa, ben koşup otururdum bizden önce kimse kapmasın diye.

Ben büyürken yıllar daha hızlı geçti. Biz hep gittik annemle Emek Kafe'ye. Sonra bir gün, tahta iskemleler gitti. Büyük büyük adamlar geldi Emek'e. Orası artık "kahve"likten çıkıp, "kafe" olmuş meğerse! Fiyatlar birden arttı. Börekçi amcayı kendilerine rakip görüp, sokağın başına doğru ittirdiler. Parlak iskemleler getirdiler. Öyle korkunç olmuştu ki Emek. Ama manzara halâ güzeldi.

Mekanın güzelliğinden kelli, güzel güzel kızlar, genç çocuklar gelmeye başladı Emek'e. Bir randevu mekanı haline gelince Emek, daha da değerlendi.

Sokağın başına atılan börekçi amcanın öldüğünü öğrendik sonra. Annem çok üzüldü. Ben, daha çok üzüldüm. Bir devrin son adamların olan börekçi amca, artık yoktu. Emek Kafe, parlak sandalyeleriyle daha çok para kazanabilirdi artık.

Bir süre sonra, parlak sandalyeleri şükür yok ettiler. Şimdi yeniden eskitilmiş bir kamuflajı var Emek'in. Manzara hala güzel, çay hala güzel ama, yönetim sıfır. İlgilenmeyen bir sürü garson, soğuk gelen çaylar, birbirini kesen zengin çocukları, pahalı fiyatlar...

Annem Emek'in bu son halini görse pek üzülürdü. Geçen seneden bu seneye bile çok fark var mekanda çünkü.

Yeniköy Emek Kafe, annemle beraber bir devri kapatanlardan. Annem, gittiğin yerde börekçi amcayı görürsün umarım. O çok sevdiğin çaydan, senin için içtim.



***
Fotoğraf, buradan alıntıdır.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Istanbul'da ingilizce kitap taramasi ve Iraz'ın seyir defteri

İstanbul'dan bir bavul dolusu kitapla döndüm. İzmir'de yabancı yayınları (klasik romanlar dışında) bulmak çok zor.

İnternetten verilen siparişlerde ise "kitap keşfi" keyfi yaşanmıyor. Ama kitapçılarda gezerken öyle mi! Bir kitaba elin değer, kafanı kaldırır rafta başka bir tane görürsün, onu da alırsın.

Amazon UK'den siparişlerimde de çok fazla posta ücreti ödüyorum. Çareyi, İstanbul'daki kitapçıları arşınlayıp, İzmir'e bir bavul kitapla dönmekte buldum.

Beyoğlu'na gider gitmez, içimdeki durdurulamaz heyecan beraberinde, Robinson Crusoe 389'a daldım. İstanbul'a dair aklımda kalan en kapsamlı yabancı yayın kitapçısıdır zira orası.
Ben gitmeyeli, arşivin daraldığını üzülerek fark ettim. Edebiyat/Edebi eleştiri kitaplarını sorduğumda bana üç-dört raflık bir bölüm gösterdiler. Hayal kırıklığı! Neyse, yine de bu bölümde bulduğum kitapların çoğunu topladım. Post modernizm ve psikanalizle ilgili birkaç kaynağı alarak güzel kitabevini terk ettim.

Bir kitapçıda "yabancı yayınlar?" diye sorduğumda, sadece klasik romanların gösterilmesi çok fena. Referans/kaynak kitapları daha çok getirmeli Robinson Crusoe.

Akabinde Pandora Kitabevi'ne girdim. Fantasy ve fantastic fiction başlığı geçen tüm kitapları topladım! Yehay! Brave New Words, Tales Before Tolkien, Narrating Utopia, Dreams and Visions, Masks ve şu anda adı aklıma gelmeyen ama rafta yer alan tüm kitapları aldım. Pişman değilim. Yine olsa, yine yaparım.

Beşiktaş'ta Kabalcı Kitabevi'ne uğramadan geçemezdim. Orada bulduğum kitapların hepsi birer hazine. Extraordinary Popular Delusions and the Madness of Crowds, The Devil's Dictionary, The Complete Grimm's Fairy Tales (bak ismini yazarken bile heyecanlanıyorum kitabın), Vampire Stories, The Final Science Fiction Collection ve The Wordsworth Book of Classic Erotica'yı da çantama attıktan sonra, mutlulukla Beşiktaş çarşıda gezinmeye devam ettim. Yaşasın kitap keyfi!

İyice yorulduğuma kanaat getirdikten sonra, İstinye dolmuşlarına doğru meyil ettim, o da ne! Tansaş ve oradaki çarşı yok olmuş! İstanbul'un değişimlerini görmek beni şaşırtıyor. Her geldiğimde farklılaşıyor memleketim.

Trafik henüz yoğunlaşmadığından 20 dakika içinde İstinye sahildeydim. Erhan'la beraber Devlet Hastanesi'nin kenarından sıyrılıp, yukarı doğru yürüyüp eve gittik. Çay hazırdı. Boğaz manzarası eşliğinde çayımızı içip, İstanbul'un bulunduğumuz yerden ne kadar sakin bir şehir olarak göründüğüne bir kez daha şaştık. Zira biz bahçemizde terlikle gezip tahta masamızda çayımızı içerken, koca şehir uyuyor gibiydi.

İstanbul'lu olmama rağmen, bir kez daha anladım. İstanbul, zenginlik şehri. Çok para kazanıp, şehre tepeden bakmadığın sürece, güzelliğinden ziyade, yoğunluğuyla insanı boğabilen memleketim. Bir gün 10.000 YTL maaş alabilirsem, belki geri taşınırım!

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

İstanbul: "Yedi-Sekiz Hasanpaşa Kuru Pasta Fırını"

Son dönemde yaşadıklarımdan dolayı, annemin sevdiği her yeri ve her şeyi yeniden yaşamaya gayret ediyorum.

Beşiktaş'taki Yedi-Sekiz Hasanpaşa Fırını'na annem götürmüştü beni ilk kez. Kapıdan girişte bulunan eşik mermeri, senelerin adımlarından artık oyuklaşmıştı ve bu kare, Yedi Sekiz Hasanpaşa'ya dair aklımda yer eden önemli bir ayrıntıydı. Bir diğeriyse, mükemmel acıbadem kurabiyeleri ve kıtır dilimleriydi.

Geçen hafta Erhan'ı götürdüm Yedi Sekiz'e. Tam yaklaşırken dedim ki, "aman eşiğe dikkat et, orada tarihi yaşayacaksın!". O da ne! İçerisi fayans döşenmiş ve yılların tarihini yaşatan mermer eşik yerini klasik bir eşiğe bırakmış. İçim cız etti.

Acıbadem kurabiyeleri ve kıtır dilimleriyle yetinmek durumunda kaldık. Kadıköy İskelesi'ndeki çaycıya meyil ederken hep o eşiği düşündüm.

Mermer eşik, annemle beraber kayıplara karışmıştı.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

İstanbul'da mükemmel bir mekan: "Ara Cafe"

Ben öyle gittiği yerleri kolay kolay beğenen bir insan değilim. Bu sebeple, beğendiğim bir mekandan kolay kolay vazgeçmem ve herkese tavsiye ederim.

Beyoğlu'nda yürürken karnımızın acıkıp, akabinde nereye gideceğimize karar verememenin sonucunda tanıştım Ara Cafe ile. Arkadaşım Merve'nin tavsiyesi ile gittik ve ben mekana tam anlamıyla BAYILDIM. Bir kere çok hoş dekore edilmiş bir yer. Her yer, her şey eski. O parıl parıl yaldızlı sandalyeler, yerini ahşap ev sandalyelerine bırakmış. İçerisi çok kalabalık olmasa, ananemin salonunda zannedecektim kendimi.

Yemeklere gelince. Tek kelimeyle enfes! Masamıza gelenler arasından favorilerim,
üzerinde kocaman bir beyaz peynir dilimi bulunan Cunda Salatası, Balkan Köfte ve Izgara tavuktu. Özenli, kocaman porsiyonları var mekanın. Beyoğlu'nda hoş bir öğle/akşam yemeği yemek için kesinlikle ideal bir mekan.

Bende yer eden özellikleri bu yazdıklarımdı ancak mekanın meşhurluğu bunlardan dolayı değilmiş. Ara Güler'e ait olan bu mekan, sanat severler tarafından sıkça ziyaret edilirmiş meğerse. Entel takımı bilmem ama, ben köftesi ve salatası yüzünden burayı çokça ziyaret edeceğim gibi görünüyor.

İmza; halk arasından basit bi obur.

Buyrun mekanın iletişim bilgileri:
Tosbağa Sokak. No: 8
İstiklal Caddesi
Beyoğlu İstanbul.
0 212 245 41 05

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

"Öp Sepeti": İzmir Adnan Menderes Havalimanı'ndan manzaralar..

Bu hafta Istanbul'a gittim, malum.

Check-in'i internetten yaptığımızdan, havaalanında fazladan vaktimiz kaldı. Etrafta dolanıp, kafamızı dağıtmaya çabalarken, Neslihan Abla'nın gözüne bu çöp sepeti takıldı.

Hemen fotoğrafladım ve arşivime koydum. Huzurlarınızda, "Öp Sepeti".

Yok, ben öpmedim. Bizim gruptan öpen de olmadı. Ama etrafında epey bir bekleyen vardı. Öpeceklerdir belki, kimbilir.

18.05.2008 tarihinde gelen edit:


Bu sabah yine Adnan Menderes Havalimanı'na yolum düştü. Ankara'dan döndüm, bagajları bekliyorum. O da ne ?!

Öp Sepeti'nin kankası :

Karşınızdaaa, "Çöp Sepe" !!

E be havalimanı yetkilileri, şu yazıları hiç koymasanız daha iyi değil mi.

Bu ne allasen.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Bence İzmir'in en iyi pastanesi: "Topraktan" ve müthiş cheesecake'i..

Bence, İzmir'in en iyi pastanesi, Bornova'daki Topraktan. Her ne kadar web siteleri kurumsal "tatlıya adanmışlıklarına" dair hiçbir fikir vermese de, Topraktan tam bir büyü dükkanı.

Ne zaman içeriye girsem, kendimi Hansel ve Gretel masalındaki cadının şekerden evine girmiş gibi hissediyorum. Küçücük bir pastane, ancak her şey öyle özenli ki. Üzerinde çilek olan minik minik tartlar, dereotlu peynirli küçük tuzlular, bisküvitler, çikolatalar, çatlak kurabiye ve daha neler.. Baktığınız her yerde şekerle yaratılan sanat görüyorsunuz, abartmıyorum.

Bizim ailecek taptığımız Topraktan ürünü, kendi tasarımlarına göre yorumladıkları vişneli cheesecake. Çok yerde cheesecake yedim, ancak Topraktan'ınki açık arayla öndedir. Allahım bir cheesecake'in peynir kısmı bu kadar mı hafif, tartı bu kadar mı kıtır, vişneleri bu kadar mı çekici olur!! Tapıyoruz mütemadiyen. Topraktan'ın cheesecake'i hayatımızda öyle bir yere oturdu ki, hayatımızdaki bilumum kilometre taşı olaylar bile bu pastamsı şeyle bütünleşti. Erhan'la yıldönümümüz mü geldi, Topraktan'dan cheesecake! Zeynep'in doğumgünü -- Topraktan'dan cheesecake! Kutlama zamanı -- Topraktan'dan cheesecake! Abartmıyorum, eğer vişne sempatizanı ve cheesecake düşkünüyseniz, böyle bir şeyi başka bir yerde yiyemezsiniz. Valla reklamlarını yapmıyorum. Gidin, tadın. Vişnenin o ekşi tadı boğazınızı yakarken, hemen akabinden tartın ve peynirin burukluğu gelecek. MMmmmm.

Topraktan nerede mi? Bornova Küçükpark'ın hemen yanında. Yolu Bornova'ya düşenlere duyurulur.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Alin's Cafe Alsancak: iletişim bilgileri

İletişim Bilgileri:
Alin's Cafe Alsancak
Tel: 0 232 465 06 66 - 465 33 66

Kıbrıs Şehitleri Cd. No:55 Alsancak / Izmir
http://www.alins.com.tr/

Bu bilgiyi, amme hizmeti amacıyla paylaşıyorum. Alin's, İzmir'de çok tutulan, benim de severek gittiğim bir mekan. Ancak Google aramalarında kurumsal/iletişim bilgilerine ulaşmak neredeyse mümkün değil. Bunu nereden mi anladım? Alins Cafe ile ilgili bu yazıma, ziyaterçiler resmen akıyor. İstatistiklerimde neredeyse en çok ziyaret alan sayfalardan biri bu.

Üşenmedim, deştim Google'ı. Hakikaten mekanın iletişim bilgileri en tepede çıkmıyor. Böyle iddialı bir yerin nasıl bir online kartviziti bulunmaz?

Üşenmedim buldum. Alin's Cafe'nin bir web sitesi var ama sanırım pagerank'i çok düşük. Bu yüzden müdavimlerine kolaylık olsun diye burada yayınlıyorum bilgilerini :)

Not: Alin's Cafe'de bulunan kartvizitte, web adresi olarak www.aksoy.gen.tr verilmiş ancak bu site bir başkasının kişisel sayfası olarak görünüyor.
Böyle özenli bir işletme, iletişim çağında böyle bir şeyi nasıl atlar? Çok yanlış. Bir eposta atarak rezervasyon yapıyoruz artık her yerde, zira.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Artık İzmir'de ulaşım daha ucuz -- bir de ETİ var o ayrı :)

İzmir Büyükşehir Belediyesi sonunda İstanbul ve ve Ankara'dakine benzer bir uygulamaya başladı.

Kentkart kullanarak binilen vesaitlerde aktarma kullananları ufak bir indirim bekliyor. Diyelim ki Konak'ta metrodan inip Narlıdere otobüsüne bineceksiniz, otobüse bindiğinizde kentkartınızdan düşen miktar %50 daha az oluyor.


Aktarmalı ulaşımı devamlı kullananlar için hoş bir uygulama olmuş. Belediye, otobüslerdeki panolarda ve duraklardaki reklam alanlarında da haberi duyurmaya devam ediyor.


İlginç olan diğer bir noktaysa, ulaşımla ilgili bir duyurunun tepesinde ETİ'nin birden bire belirivermesi.

Sizce ? :)

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Kızlara: Ucuza alışveriş için süper adresler!!

İzmir'de yaşamaya sonunda alışmış biri olaraktan İzmir'de neyi, nereden ve nasıl ucuza alabileceğimi öğrendim artık. İzmir'deki sosyete pazarları, listemin başını çekiyor.

Çarşamba günleri, Bostanlı'da Bostanlı Pazarı kuruluyor. Bostanlı İskelesi'ne çok yakında kurulan pazarı kime sorsanız gösterir. Şahane pantolonlar, ucuza çantalar bulmak çok kolay. Ürünlerin seçilmemiş olması için sabah erken gitmek gerekiyor :)
Perşembe günleri, Hatay'da Perşembe Pazarı kuruluyor. Metrodan Üçyol durağında inerek çok kolay bulabileceğiniz, dev bir Pazar. İstanbul'un Ulus Pazarı kadar olmasa da, pahalı markalara karşı ucuz bir alternatif.
Cumartesi günleri, Bornova'da Özkanlar Pazarı kuruluyor. Çorap, pijama, eşofman, pantolon almak için ideal. Metronun Bölge durağına çok yakın bir yerde kurulan pazar, Bornova'da alternatifsiz.

Kemeraltı'nda, ucuza güzel kıyafet alınabilecek yerler tek tük de olsa hala var. Kızlarağası Han'a doğru giderken karşınıza çıkacak Pirinç Center'da birçok outlet mağaza bulunuyor. Etiketinde 100ytl yazan elbiseleri buradan 20 ytl'ye alabilir, üstüne bir de en altta bulunan kafede kahvenizi içebilirsiniz. Nike'ın outlet mağazası bile var burada. Benim favorim, içerisindeki ASRIN BUTİK. Asrın'da çok güzel elbiseler bulabilirsiniz.
Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki LUPUS isimli mağaza, ithal malları çok ucuza satıyor, ürünleri orijinal, bazıları ufak da olsa defolu. Sevinç Pastanesi'nden caddeye girdiğinizde, ileride sol kolda karşınıza çıkacak LUPUS'da; Cecil, H&M, Evans, Levi's, Zara, Old Cotton, Old Navy gibi markaların ürünlerini, 5 ila 40 ytl fiyata temin edebilirsiniz. LUPUS'un, Bornova Süvari Caddesi'nde de ufak bir şubesi var.

Kıbrıs Şehitleri'ndeki Dantel Sokak'taysa, ucuza alternatif giyim ürünleri var. Çoğu el yapımı olan ürünler arasından otantik parçalar seçebilirsiniz.

Göztepe'deki Haylaz Totti isimli mağaza, çanta ve terlikleriyle meşhur. Orjinal modelleri olan süper çantaları bu mağazadan ortalama olarak 20 ytl'ye alabilir, değişik değişik kullanabilirsiniz.
Bornova Merkez Durağı'ndaki Depo Kozmetik; Maxfactor, Maybelline, Nivea gibi markaların ürünlerini çok uygun fiyatlarla satıyor. Buradan temel & ucuz makyaj malzemelerini elde edebilirsiniz.

Bornova'nın en meşhur markası Libas'ın indirimli şubesine de uğrayabilirsiniz. Bornova Meydanda, Tansaş'ın hemen yakınında..

İzmirliler: var mı aklınıza gelen başka ucuz mekanlar? : )

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

Neyire Hanım'ın özel tasarım el işi gömlekleri..



Daha önceki yazılarımda bahsettiğim sevgili Deniz hemşiremiz, bize çok güzel bir iyilik daha yaptı - bizi Neyire Sayın Hanım ile tanıştırdı. Neyire Hanım, sandıklardan çıkan çok özel kumaşlara, yine antikalar arasından özene bezene seçtiği el işleriyle can veriyor. Yaptığı bu özel tasarımlarla, İzmir'de sanattan anlayan bir kesime kesinlikle hitap eden Neyire Hanım'ın gömleklerine hayran kaldım. Anneme bir tane aldık, diğer işlerini de takip etmeye karar verdik. Yolu İzmir'e düşenler ve bu tip özel tasarımlara meraklılar bence Neyire Hanım'ın ürünlerini takip etmeli..

Fotoğrafları beğenip kendisiyle irtibata geçmek isteyenler bana ulaşabilir.

Read More...
AddThis Social Bookmark Button

İzmir'den Cumhuriyet Anıları

İzmir, Cumhuriyet'ine sahip çıkmaya devam ediyor.. İşte İzmir'den, fotoğraf makinemin pili bittiği ana kadar çektiğim karelerden bazıları..

Read More...
AddThis Social Bookmark Button